Co-Active Koçluk ve Beyin: Nöralbilim Araştırmaları Co-Active Model’in Faydasını Destekliyor

Yazan: Ann Betz, CPCC


“Modern nöralbilim koçluk uygulamasını destekleyen bilimsel bir altyapı oluşturmaya başlıyor.”

(Rock ve Page, 2009)

Bu insan gelişimi için heyecan verici bir zaman. Bu sene yaklaşık yirminci senesini dolduracak olan koçluk mesleği 162 ülkede aktifliği ile ana akım statüsüne ulaşmaya başladı. Aynı zamanda son 30-40 senede yaşanan teknolojik gelişmeler bizi insan beyninin karışıklığını ve esnekliğini anlayabilir hale getirdi. Fonksiyonel Manyetik Rezonans Görüntüleme (fMRI) gibi gelişmeler sayesinde artık insanların neden değişip geliştiğini anlamak için sezgilerimize ya da deneme-yanılmaya başvurmamız gerekmiyor – bazı beyin aktivitelerini anında çıplak gözlerimiz ile görebiliyoruz. Yani beyin bilimi ve onun teknolojisi koçluk mesleğinden ayrı olarak evrim geçirmişken, bu bilim dalları arasındaki olağanüstü̈ bağlar ortaya çıkan bir bütünün onun küçük parçalarından çok daha geleceği parlak bir oluşum; optimal insan gelişimi ve değişimi için bilimsel olarak savunulabilir bir süreç olduğunu gösteriyor.


İster iş hayatında ister ev hayatında ya da ister ebeveyn, arkadaş̧, ya da partner olarak herkes hayatında başarılı olmayı ister. Biz sadece belli bir durumu değiştirmeyi istemiyoruz, biz en etkili şekilde yaşamanın, tepki vermenin ve yaratmanın temel becerisini istiyoruz. Bu büyüyen nöralbilim araştırma kitlesi açığa çıktıkça, Co- Active Koçluk® araçları danışanların yeni pozitif nöral iletişim ağları kurmalarına, strese daha sakin tepki vermelerine, daha kolay karar vermelerine ve yaratıcılıklarının çok daha fazlasına erişmelerine derinlemesine yardımcı oluyor. Bu hayatların kaçınılmaz bir şekilde daha etkili, başarılı ve tatmin edici bir hal almasını sağlıyor.


Bu yazıda koçluğa 20 senedir başarı ile uygulanan bu ünlü Co-Active® Modelin içindeki bir dizi güçlü̈ bağı ve neden bu koçluk metodolojisinin oldukça etkili olduğunu ve dönüştürücü sonuçlar ürettiğini gösteren bazı bilimsel araştırmaları keşfedeceğiz.


Co-Active Koçluğun Dört Temel Taşı

Co-Active Model, dört temel taşın filozofik kurumunun üzerine oturtulmuştur; bunlar bütün model için merkezi ve kurucu niteliklidir. Temel taşlar, Co-Active Koçları bilhassa ayıran ve onlara her etkileşimde rehberlik eden bir özelliktir ve nöralbilimde birçok kanıt bu filozofinin özellikle etkileşime geçme, motive etme ve danışana kalıcı değişim ve dönüşüm deneyimi edinmede yardımcı olmada özellikle etkili olduğunu gösterir.


Temel taşlarının ilki insanların doğuştan yaratıcı, becerikli ve bir bütün olduğu inanışıdır. Bu demektir ki, onlar kendi cevaplarını bulabilir ve bulmalıdırlar, düzeltilme ihtiyacı içinde değildirler, bellerini kendileri doğrultabilir ve öğrenebilirler. Bu temel taşı insanların içindeki iyiliği görmekten daha fazlasıdır. Bu insanların doğal olarak zarar görmemiş, kabiliyetli ve yaratıcı olduğu görüşünün dayanağıdır. Onlar bu statüyü̈ kazanmak ya da öğrenmek zorunda değildirler; bu yaratılıştan gelir.


Bu yüzden, Co-Active Model’de, biz insanları kırık ya da eksik olarak görmeyiz- ve birçok nedenden dolayı bu beyinlerimizin etkileşiminde kritik bir yere sahiptir. İlk olarak, herkesi doğuştan yaratıcı, becerikli ve bir bütün olarak tuttuğumuzda herkes için fırsat eşitliği sağlamış̧ oluyoruz. Koç kendisini daha yüksekte, akıllı ya da daha gelişmiş olarak konumlandırmıyor. Co-Active koçluk ilişkisi tanımsal olarak, danışan için eşit kişilerin karşılıklı konuşmalarıdır. Araçları ve vasıfları getiren kuşkusuz olarak koç iken, bağlı durum hiyerarşik değil yassıdır.


Bu önemli çünkü beyin algılanan tehditlere karşı son derece tepkilidir. Profesör ve duygusal zeka eksperi Richard Boyatzis ve meslektaşları araştırmalarının sonucunda “araştırma katılımcıları diğerleri tarafından değerlendirildiği için statüde alçalmayı riske ettiler, koristol değerleri (bir tür stres göstergesi) 50% oranla daha fazla süre yüksek kaldı” (Rock ve Page, 2007). Beyin stresin ile ilişkilenen kimyasallardan etkilenince daha az yaratıcı olur ve uzun vadeli çözüm üretmekten uzaklaşır (Arnsten, 2008). Co-Active Koçlukta yargılama ya da değerlendirme olmadığı için, danışan dışarıdan gelen veriye açık kalır ve kendi eşsiz yaratıcılığına çok daha fazla ulaşabilir.


Bunlara ek olarak, beklentilerimizin deneyimlerimizi şekillendirdiğine dair birçok kanıt bulunmaktadır (Kirch, 1999). Eğer koç danışanı bir bütün olarak görür ise bu bütünlüğün kanıtını danışanda arayacaktır (ve bulacaktır). Görmek için “önceliklendirdiğimiz” her şey; fark ettiğimiz, hatırladığımız ve dikkatimizi verdiğimiz olguların, tıpkı kırmızı bir Toyota almamızın hemen sonrasında her yerde kırmızı Toyota görmemiz gibi, etkisi altındadır. Co-Active Koç’un temel ve kesin görüşü olan danışanının doğuştan yaratıcı, becerikli ve bir bütün olması bu yaratıcılık, beceriklilik ve bütünlüğü danışan için gitgide daha gerçek ve erişilebilir kılar.


İkinci temel taşı o an içinde dans etmeye bağlılıktır. Co-Active Model kendini şimdide ve burada tamamen bulundurmaya adama; açık, esnek ve tepki vermeye hazır bulunma üzerine kuruludur. Co-Active Koçlar bir programı ya da senaryoyu takip etmezler. Tersine, onlar her anda oluşanı takip eder, ana bağlı kalır ve karşılıklı konuşmanın iniş ve çıkışları ile akarlar. Onlar koçluğun bütün enerjisi ve danışanın ihtiyaçları ile bu sürecin başından sonuna kadar danışanın öğrenimi ve hareketi doğrultusunda ve buna odaklanarak “dans ederler”.


Kanıtlar koçun yalnızca varlığının bile danışanı üzerinde derin bir etkisi olduğunu destekler. HeartMath Enstitüsünde yapılan araştırmaya göre, “Bilinç üstü farkındalığımızın tam altında hafif ama etkili bir elektromanyetik veya ‘enerjik’ bir iletişim sistemi işlemektedir... (ve bu) saha insanların arasındaki fizyolojik, psikolojik ve sosyal bilgi aktarımında büyük bir rol oynar” (McCarty 2010). Zaman geçtikçe daha organize ve stabil olan bir saha daha az “ahenkli” olanı pozitif olarak etkileyecek. Danışanlar genelde koçluğa hayatlarının bir alanında endişeli, güvensiz ya da kendi oyunlarından atılmış olarak geliyor ve işleri yoluna koymak için yardım istiyorlar. Koçlar mevcut, esnek ve açık iken bilinç üstü farkındalığa dahil olmayan fakat danışanı pozitif yönde etkileyen daha “ahenkli” bir enerji sahası sağlıyorlar, bu saha danışanlara daha büyük bir sakinlik ve etkinlik katıyor. Bir danışanın Co- Active koçuna, “Sadece seninle konuştuğumda bile kendimi çok daha iyi hissediyorum” demesi olağandışı değildir.


Ayrıca, araştırmalar duygusal anlamda uyumlu ve yönlendirme içermeyen “ortaklığa dayalı, birlikçi görüşmelerin” beyinde pozitif nöral bağlar oluşturduğunu gösterir (Siegel, 1999). Bu karşılıklı konuşmalar insan gelişiminin en başında oluşan en iyi ilişkiler ile ana bakıcının çocuğun ihtiyaçlarına açık ve duyarlı olması gibi benzerlik gösterir. Bu etkileşim ve sevgi “dans”ında öğrenme ve büyüme için konteyner yaratan bir alış-veriş vardır. Co-Active Koçluk hiçbir şekilde tekrar-ebeveynlik düşüncesini yaratmak istemese de araştırmalara göre, mevcut ve açık koç ile yapılan bağlı görüşmenin beyine olan pozitif etkisi kaçınılmazdır.


Üçüncü temel taşı insanın bütününe odaklanmaktır. Koçlar danışanlarının basitçe koçluğa getirdiği bütün problemlerine tek tek odaklanmak yerine bütün kalp, akıl ve vücut ile çalışmayı öğrenmişlerdir. İnsanın bütününe odaklanmaya olan bağlılık, danışanı bölümlerinin toplamından ya da bulundukları rolden (CFO, baba, disleksik) fazlası olarak görmek ile birlikte onların bütün varlıklarını aramak ve anlamaktır.


Eğer inanılmaz derecede karmaşık ve çok katmanlı olmazsak nöralbilim bize hiçbir şey öğretmez – bu karmaşıklıkla ne kadar bütünleşirsek ve atikleşirsek o kadar iyi. Eskiden tartışma konusu bir bakış açısının yerine başka bir bakış açısı geliştirmek iken (örneğin, iş yaşamında duygu ve sezgiye olan vurgunun rasyonellik ve mantığa ağır basması) , şu anda yapılan araştırmalarda bulunan kanıtlar, çoğu duygusal anlamda zeki ve etkili insanın, beyinlerinin farklı bölümlerinde bulunan yetenekleri birlikte kullanabildiği yönündedir; örneğin beynin sağ yarıküresinde bulunan empati ve sezgiyi sol yarıküresinde bulunan mantık ve analitik vasıflarla birleştirmek. (Siegel 2010).


Co- Active koçluk, danışanlara problemlerini ya da sorunlarını sunabilmek için eski dikkat merkezlerini genişletmekte yardımcı olarak bütün beyin bölümlerinin birlikteliğini kolaylaştırır. Co-Active Koç çoğunlukla en mantıklı cevabı aramak yerine danışanını hem düşüncelerini hem de hislerini keşfetmeye ve sezgileri ile oluşturduğu iç sesini dışarıya çıkarmaya teşvik eder. Bu şekilde bir dikkat kelimenin tam anlamı ile sağ ve sol yarıküreyi birleştirmeye yardımcı olarak beynin yeni çözümler üretmesini ve yaratıcı olmasını sağlamakla kalmaz, uzun süreli bağlar kurup ileride problem çözmede de kullanılabilir. ² (Siegel 2010).


Ve dördüncü̈ temel taşı değişimi davet ettir. Co-Active Koçluk kalıcılık ve sürdürülebilir değişime bağlı olduğu için ortaya çıkan bir probleme basit bir çözüm bulmaktan çok daha fazlasıdır. Biz danışanlarımızın işleriyle, aileleriyle ve dünyayla iletişime geçerken daha etkili yollar başarmasını amaçlıyoruz. Biz onların bilinçlerini genişletirken insan gelişimindeki bir sonraki seviyeye geçmelerini istiyoruz. Co- Active Koçlar danışanlarının sadece “yapılacaklar” listelerini yönetmenin ötesine geçmelerine yardımcı oluyorlar; onlar danışanlarına hayat ne getirirse getirsin üstesinden gelebilmek için yeni kapasite geliştirmelerinde yardımcı oluyorlar.


Heyecan veren, ‘beynin “nöroplastisite” göstermesi’ düşüncesini kanıtlayan çok sayıda bilimsel kanıt bulunmakta. Bu demek oluyor ki, beyin bizim önceden düşündüğümüzden çok daha uyarlanabilir, efor ve istek ile değiştirilebilirdir ve değiştirilir. Nöroplastisite eksperi Norman Doidge’nin (2007) belirttiği gibi “düşüncelerimiz ile beynimizdeki nöral bağları yenileyebiliriz.”


Nöralbilimcilerin arasında bir deyişe göre, “harekete geçen bağlanır.” Bir başka deyişle, yaptığımız şeylerin çoğu yeni nöral yolların oluşumuna potansiyel yaratır. Miyelinasyon denen bir sürece göre bir yol ne kadar çok kullanılır ise o kadar güçlenir. Bunun nedeni bir hareketi her tekrarlayışımızda miyelin denen bir yağ kabuğunun nöral yollarımızı kaplayarak bağları daha güçlü ve korunaklı hale getirmesidir. Beyinlerimizde trilyonlarca nöral bağ bulunmaktadır. Bunların bazıları etkili alışkanlıklarımıza ve davranışlarımıza bağlı iken, bazıları etkili olmayan sınırlayıcı inanç ve stratejilere bağlıdırlar. Ve çoğu basitçe saf potansiyel olarak dururlar. Beynimizde seçilmiş olan gelişmiş yollardan gitmek olduğu için odaklı, destekli ve istekli bir efor sarf etmeden bu durumu değiştirmek zordur. Co-Active Koçluk bu şekilde bir odak ve destek getiriyor, böylelikle bizim danışanımızın nöral beyin bağlarının daha etkili olması için tam anlamıyla tekrar yapılanmaya yardımımızın olması

mümkündür. ³


Ayrıca, nöroplastisitenin anahtarlarından biri ilgimizi çekerek beyinde yeni nöral yol oluşumunu mümkün kılan bir kimyasalın ortaya çıkışını sağlayan orijinalliktir (Doidge, 2007). Koçlar bunu danışanlarının sadece yapabildikleri şeyi biraz daha iyi yapmalarını sağlamaya çalışarak değil, konfor bölgelerini esnetmek ve risk almalarını sağlamak için danışanlarını zorlayarak, onları cesur atılımlar yapmaya teşvik ederek meydana getirirler. Onlar ayrıca danışanlarına her şeyin bir anda netleştiğini hissedip “Hah” dedirtecek, kendilerinin önlerinde yeni bir şey açıldığını hissettirecek, kapsamlı ve güçlü̈ sorular sorarlar.


Co-Active Koçluk insanlara çalışmayan nöral bağ yollarını saptamada ve daha ahenkli, etkili, tatmin edici hayatlara yönelten yeni yollar kurmaya odaklanmaya yardımcı olur. Zaman geçtikçe, bağlılık, destek, pratik yapma ve yansıma sayesinde bu “Hah”lar dominant yollara dönüşecek ve eskiden bir erişim ve zorlu iş olan şeyler sıradana dönüşecektir. Danışan oturmuş, sürdürülebilir bir şekilde dönüşmüş olacaktır.


Modelin Kalbi

Co-Active Modelin kalbinde, Co-Active Koçluğun üç ilkesi vardır:

Fulfillment (Tatmin), Balance (Denge), Process (Süreç). Co-Active Koçlar bu üç ilkeyi kullanarak danışanlarının tatmin edici ve etkili bir yaşama yayılmalarına yardım etmek için derinlemesine eğitilmişlerdir: Fulfillment danışanın değerlerini, hayat amacını, hayatındaki ahenkleri ve uyumsuzlukları danışana gösterir. Balance yaratıcılık ve seçimi başarmada yardımcı olur ve Process yüzeyin altında ne olduğunu fark edebilme ve bunu bilinçli deneyimlerin arasına getirebilme yeteneğini ortaya çıkarmaya yardımcı olur. Hepsi çeşitli beyin araştırmaları ile güçlü̈ bir şekilde desteklenmektedir.


Fulfillment Koçluğu Kişisel değerlere yansıtıldığında Fulfillment Koçluğundaki bir anahtar elemanın, stresin olumsuz etkilerinden biyolojik ve psikolojik koruma sağladığına dair kanıt bulunmaktadır. 2005 yılında UCLA’daki (California Üniversitesi Los Angeles) bilim adamları tarafından yapılan bir çalışmada bireyler laboratuvar ortamında bir stres deneyine tabi tutuldular. Değerlerini belirleme ve onları yansıtma görevi verilen kişiler, aynı stres testine tabi tutulan değer belirleme ya da yansıtmaları istenmemiş kontrol grubuna göre çok daha düşük kortizol (vücut strese tepki olarak kortizol içeren glukokortikoidler salar) düzeyi gösterdiler (Creswell et al, 2005).


Ayrıca, Fulfillment koçluğunda, Co-Active Koçlar danışanlarına hayatlarında anlam bulmalarında ve zorlayıcı bir gelecek tasavvuru yaratmalarına yardımcı olmak için değerleri ve hayat amacını kullanır, araştırmaların gösterdiğine göre ise bu durum genel olarak artan bir mutluluk hissine katkıda bulunur (Recker et. al., 1985). Buna ek olarak, Case Western Reserve Üniversitesinde yapılan bir 2010 fMRI çalışmasında süjeler 30 dakika boyunca arzu ettikleri kişisel tasavvur hakkında konuştuklarında beyin bölümlerinin “bilinçsel, algısal, duygusal açıklık ve fonksiyonlarını daha iyi yerine getirmesi ile birleşip” aktif hale geldiği ortaya çıkmıştır (Boyatzis, 2010).


Uygulamada Fulfillment Koçluğu

Eric büyük uluslararası bir firmada hayli etkili bir orta düzey yöneticidir. Bir liderlik programının parçası olarak bir koç ile çalıştığı zamanda yöneticisi onun kariyer merdivenini yükseltmesi için üç ayrı olasılık ile yaklaştı - hepsi de daha fazla sorumluluk, direk raporlama ve para ile gelen işlerdi. Bunlara rağmen, koçu ile konuştuğunda Eric, bu fırsatların ardına düşüp düşmemek konusunda isteksizliğini ve kafa karışıklığını açık etti. “Ben bütün bunları nasıl düşüneceğimi bilemiyorum,” dedi. “Büyük bir proje üstünde çalışıyorum ve bunu gerçekten yarım bırakmak istemiyorum. Ne zaman yeni fırsatlar üzerine kafa yorsam olduğum yerde saydığımı hissediyorum – kafam gerçekten çok karışıyor ve ne yapacağımı bilemiyorum.” Yeni fırsatların heyecan verici pozitif gelişmeler olmasına rağmen onlar hakkında kafa yormak ve şu an sorumlu olduğu önemli proje ile nasıl başa çıkacağı konusunda endişelenmek, Eric’e aşırı stres yüklemesi yaptığı için düşünüp, odaklanıp bir karara varmayı çok zor kıldı. Eric’in koçu ona çok basit bir soru sordu. “Bir an için bir karar vermeyi düşünme,” dedi. “Bana sadece, şu andaki pozisyonunda hangi değerlerini onurlandırıyorsun ve diğer yeni işlerden birine girersen hangilerini onurlandırırsın onu söyle.” Eric fark edilir bir şekilde rahatladı ve odaklanamayan ve kafası karışık halinden daha net ve yansıtabilir bir hale geçti. “Pekala,” dedi. “eğer kalırsam bu bana sorumlu hissettirir ki bu benim için önemli ama aslında hemen hemen hepsi bu kadar. Diğer pozisyonlar aslında benim öğrenme, büyüme, zorlama ve liderlik değerlerime daha çok uyuyor.” Konuşmanın sonunda, yaratıcı bir şekilde, şimdiki sorumluluklarını nasıl devredeceğine dair ve hangi yeni fırsatın onun için en uygun olduğunu keşfetmek için net adımlar belirledi. Koçu stresini azaltmak için efektif olarak değer yansıtma stratejisini kullandı. Böylelikle, daha net bir odaklanma ve ileriye doğru pozitif bir hareket sağladı.


Danışan sıkışmış ya da sıkıntılı hissettiğinde kullanılan Balance Koçluğu koçun danışanının sınırlayıcı ya da olumsuz bir bakış açısını değiştirmeye yardım etmesidir, ya da nöralbilim terimleriyle, duygusal regülasyon için bir duruma tekrar değer biçme işlemidir. Koç sonrasında danışanı ile yeni, daha yetkin bir bakış açısıyla ileriye doğru yönelmek için yeni bir plan geliştirmek üzerinde çalışır. CTI tarafından öğretilen bu süreç, temelde danışanların hayatlarında oluşan bütün durumlar üzerinde kontrol sahibi olmasalar bile onları nasıl göreceklerini seçebildiklerini anlamalarında yardımcı olmaktır. Bu, psikoloji ve nöralbilim çalışmalarının stresi azaltmada, hayat tatminini arttırmada ve hatta bakım evlerinde yaşayanların hayatlarına yıl katmada etkili olduğunu gösteren, algılanan kontrol hissinin artmasına yol açar (Rodin. J., Langer, J.E., 1997).


Balance Koçluğunda, danışan daha sonraki “opsiyonel” bakış açıları kadar ilk bakış açısının da nihai doğru olmasına gerek olmadığını, daha çok dünyaya bakışın hissettiklerini ve kararlarını şekillendiren belirli bir yönü olduğunu fark etmeye teşvik ettirilir. Araştırmacı Kevin Ochsner “Tekrar değer biçme sırasında amigdal aktivite azalır, bu yeniden değer biçmenin amigdalanın ‘gördüğünü değiştirmede etkili olduğunu gösterir - bu, amigdalanın artık uyanan ve caydırıcı bir olgu tespit etmemesidir” (Ochsner, 2008).

Amigdalamiz – limbik sistemde beynin küçük bir badem şeklini andıran parçası – tehditleri aramada anahtar bir role sahiptir ve eğer bir tehdit bulursa bizi vücudumuzun koristol ve adrenalin çeşitleri gibi bazı kimyasallara boğulduğu “dövüş ya da uçuş” pozisyonuna iter. Bu stres hormonları sağlıklı düşünme yetimizi etkiler ve genellikle sonradan pişman olacağımız verimsiz kararlar almamıza yol açar (Arnsten, 2008). Bu nedenle, tekrar değer biçebilme yetisi, ya da koçların deyişi ile, yeni bir bakış açısı seçmek strese etkili bir çare olabilir.


Ayrıca, Balance Koçluğunda, danışandan değişik bakış̧ açılarına olan düşünceleri ve tavırları kadar vücutlarının tepkilerini de fark etmeleri istenir. Danışanın basitçe dikkatini o anki deneyimine odaklamak için desteklenmesi ve koça anlatması ona farkındalık yönünü getirir. Birçok çalışmaya göre “bilinçli dikkat etme” kadar basit bir şeyin bile beyinde empati, odak ve stresten kurtulabilme yetisini arttıran, birleşme eğiliminde olan beyin tellerini oluşturmaya yardımcı olur (Siegel 2010).


Araştırmaların karar alırken mevcut durum için belirgin bir tercihimiz olmasını göstermesi de ilgi çekici bir nokta- bu, kurulu nöral bağ yoludur- (Felming et al 2010). Danışan somatik (fiziksel), duygu ve akıl yolu ile birkaç yeni bakış açısı oturttuğu zaman, bu deneyim yeni nöral bağ yolları için potansiyel yaratır. Böylelikle, yeni bir yön seçmek beyin için büyük bir zorluk oluşturmayabilir çünkü bir bağ yolu önceden gücünü arttırmış olabilir (biraz suyun içeriye akabilmesi için yeni bir hendek kazmak gibi).


Uygulamada Balance Koçluğu

Marisa çok büyük, ulusal, kar gütme amacı olmayan bir organizasyonda operasyon müdürüdür. Bütçe, personel, tesis yönetimi ve birçok işi o dengeler. CEO yardımcısı olarak, büyük ve küçük çapta birçok görevi var ve bunların hepsini ciddiye alır.


Bir koçluk seansında bunaltıcı iş yükü ile başa çıkmaya çalışıyordu. “Başka hiçbir yere uymayan her şey benim üstüme kalıyor!” diye söylendi. “Ve bütün bunları yapmak için bir günde tam anlamıyla yeterince saat yok.” Koçu, öncelikle onun hangi görevlerinin en çok engelleyici olduğunu ve zamanını aldığını belirlemesine yardımcı oldu (Marisa sorunun aslında “her şey” olmadığını anladığı için bu kendi içinde yararlı oldu). Sorunun çoğunlukla, onun yönettiği ama eğitiminin ya da bilgisinin az olduğu IT alanındaki görevleri olduğunu fark ettiler.


Koçlukta, Marisa IT fonksiyonu ile ilgili şu an ki bakış̧ açısının- “hepsi benim üzerime kaldı ve kendi başıma yapmak zorundayım”- bazı şeyleri görmek için bir yol olduğunu fakat belki de tek yol olmadığını görmüş oldu. Koçu ile olabilecek farklı bakış̧ açılarını keşfettikçe daha yaratıcı oldu ve daha önce hiç aklına gelmeyen çözümler ortaya çıktı. “Bir dakika” dedi, sesinde bir şaşırma belirtisi ile. “Bana bunu tek başıma yapmam gerektiğini söyleyen olmadığını şimdi farkına vardım. Bütçeyi ben yönetiyorum, yardım edecek kişiler ise alabilirim. Belki de sorumluluk sahibi olmak, her şeyi kendi başıma yapmam gerektiği anlamına gelmiyordur. Hatta bunu benim yapmamam maliyet açısından daha verimli olabilir.”


Koçluk süreci boyunca, Marisa işini nasıl yapacağı konusunda sabitleşmiş̧, bir şekilde altbilinçsel inançlarının dışına çıkıp yetkili ve kontrolü eline almış hissetmeye başladı. Onun beyni, duruma yeniden değer biçme ile desteklenerek, aylardır onu rahatsız eden bir sorun çerçevesinde yaratıcılık ve netlik buldu.


Process Koçluğunda, Co-Active Koçlar danışanlarının hayat yolculuklarından bütün yönleriyle ve eksiksiz zevk almaları için yardımcı olur. Bu ilkede kullanılan araçlar danışanı hayatı boyunca uyurgezer olmak ya da altbilinçsel olarak bazı bakış açıları ve alanlara direnç göstermek yerine deneyiminde bütün varlığı ile bulunmasını sağlamak için tasarlanmıştır. Process Koçluğu yüzeyin altında kabarcıklanan, genelde yalnızca anlaşılması güç algılar ya da anlık düşünceler olarak deneyim edileni bilinçliye çevirmeye yardımcı olur. O, hayatın zorluklarına tepki göstermek yerine yanıt vermeyi kolaylaştıran duygularımızı anlamamıza yardımcı olur.


Şaşırtıcı bir şekilde, son günlerde yapılan araştırmalarda sadece beynimizde değil kalbimiz ve içsel sistemimizde de nöronlar olduğu bulgusuna ulaşılmıştır (McCarty, 2010; Siegel, 2010). Bütün vücudumuz her an kritik bilgi alımı içerisinde olup somatik olarak dünyadan bir anlam çıkarmak için elinden geleni yapmaya çalışır. Bu yararlı bilgi günlük hayatımızda fazla sıklıkla görmezden gelinir çünkü muhtemelen vücudun içindeki yollar, bilgiyi doğrusal dil yetisine ve mantıksal anlayışa koymakta becerikli olmayan beynin sağ yarıküresine bağlanır. Bilgi işlenmediğinde ve bütünleşmediğinde bulanık ve odaklanılmamış olur ve genelde danışana, farkında olmasa bile, rahatsız eder.


Process Koçluğu danışana bu bilgiyi farkına varmasında ve deneyimin derinlerine inmek ve onun getirdiği duygularla bağ kurabilmek için metafor kullanarak vücut duyularına ve başka araçlara odaklanmasında yardımcı olur. Böyle yaparak, danışanın canını sıkan ve görmezden geldiği konular (bazen yıllarca) çoğunlukla çözülür.


Nöralbilim, yaygın adıyla “öznel beynin” (deneyimlerimizi gözlemleme ve aktarma yetisi olan bölümümüz) tam yerini saptamamış olsa da insanların hem gözlemlenen hem gözlemleyen olma konusunda özgün bir kapasitesi olduğu açıktır. Process Koçluğu, danışanı gerçek deneyimine bilinçli dikkat etme konusunda destekleyerek, “gözlemleyen kişilik” ile “deneyim eden kişilik” diye adlandırabileceğimiz kavramların uyum sağlamasına, kapasiteyi daha çok farkında olma konusunda geliştirmesine, hayatın bize fırlattığı her şeye karşı daha farkında olmak için kapasite geliştirmek ve böylece bunların üzerinde daha etkili olmasına yardımcı olur – iyi, kötü ve çirkin için.


Uygulamada Process Koçluğu

Cynthia birkaç yıl önce boşandı. Bir koç ile çalışarak kendini daha çok sevme fikrine açılmaya ve beraberinde kendine daha iyi bakmaya ve “hayata devam etmeye” başladı. Ama bir gün bir koçluk seansında ona derin şiddette bir mutsuzluk çöktü. Koçu, Cynthia’nın içsel durumuna varoluş ve farkındalık getirmek için bu duygudan uzaklaşmak yerine, ona bunu keşfetmesi ve hatta genişletmesine yardım etti.


Cynthia midesinde büyük bir düğümün varlığını hissetti ve bunun boşanmasından arta kalan acı olduğunu fark etti. Koçu ona düğümün biçimlenişi ve değişimi sırasında vücuduna odaklı kalmasında yardımcı oldu. 45 dakika boyunca anı yasamasının ve kendini gözlemlemesinin ardından derin bir değişim gerçekleşti; hissettiği acı ve korku yerini huzur ve kendini sevme hissine bıraktı.

Bu koçluk süreci boyunca, Cynthia görünenin altında kendisinin sevmek konusunda endişeli olduğunu farkına vardı çünkü bu durum bu sevgiyi kaybetme ve kalp kırılması risklerini harekete geçirecekti. Koçunun rehberliği ve desteği ile deneyimin bütününe bilinçli bir şekilde dikkatini vererek, derin ve gömülü olan bir korkuda var olup farkındalığın, anlayışın ve iyileşmenin ortaya çıkmasına fırsat verdi.


Koçluk sırasında Cynthia vücudunun içinde hissettikleri ve fark ettikleri hakkında konuşmaya teşvik edildi. Duyularını tarif etmek için kelimeleri kullanarak, derdini anlatamayan ama duygusal olarak var olan sağ yarıküreyi; daha odaklı, mantıklı ve derdini açıkça ifade edebilen sol yarıküreyle bağladı. Böyle yaptığımızda, ileriye doğru hareket edebilmek için gerekli bir adım olan duygularımızı anlama yetimizi geliştiririz. Bu yap- bozun son parçalarını yerleştirip sonunda resmin bütününün neye benzediğini görmemize benzer: Canlanmaya başlar. Koçluk bu süreçte son derece can alıcı bir konuma sahip çünkü koç̧ danışanın sınırlayıcı inançlarına bağlı ya da bağımlı kalmayan, gözlemleyen bir zihin görevini görür. Rahat olmayan bir yerde değişim yapmak için yeterince uzun kalabilmek cesaret gerektirir ve yalnız başına başarmayı denemektense koç gibi tarafsız bir rehber ile çok daha kolaydır…


Beş̧ İçerik

Co-Active Koçluğun beş içeriği, koç – danışan ilişkisini derinleştiren, ona değer katan, danışanın öğrenimi ve gelişimi için fırsatlar yaratan ve hep var olan seçkin vasıflar topluluğudur.


İlk içerik Dinlemektir. Co-Active Koçlukta, koçlar birçok düzeyde anlama ve dinleme kapasitesi olduğunu ispat ederler. Bu, koçların önce kendi otomatik öz gönderimsel yanıtlarını bir kenara bırakmayı öğrenip (Co-Active Koçlukta Birinci Düzey dinleme olarak bilinir), dikkatle danışanın söylediğine odaklanması (İkinci Düzey dinleme) ve ayrıca sonunda söylenmeyeni duymayı öğrenmesi demektir (Üçüncü Düzey).


Bunu nöralbilim bakış̧ açısından inceleyelim. İlk olarak, biz asla Birinci Düzey’den uzaklaşmayız. Uzaklaşsaydık, kimseyi hiçbir şekilde anlayamazdık. Bu , beynimizdeki nöronların “çoklu-modal” olması gerçeğinden kaynaklanır- eğer biz bir şey yaparsak aynı nöronlar harekete geçer (bir kalemi kaldırmak gibi), eğer biz birini bir şey yaparken izlersek (biz kendimiz onu yapmıyor olsak bile, bizim kendi beynimizdeki aynı motor nöronlar başkası kalemi kaldırıyor olsa da harekete geçer), bir şeyin hayalini kurarsak(kalemi yerinden kaldırdığımızı gözümüzde canlandırmamız gibi), ve bir şey hatırlarsak (bir kalemi yerinden kaldırdığımızı hatırlamak gibi). Beynin lisanı anlaması konusunda uzman bir nöralbilici olan Jerome Feldman’ın söylediği gibi: “Eğer birinin bir bardağı yerinen kaldırmasını hayal edemiyorsan, ‘biri bardağı yerinden kaldırdı’ cümlesinin anlamını kavrayamazsın.” Kendi deneyimlerimiz üzerinden bir fikri harekete geçirmeliyiz. Kendi beynimizin içindekileri anlamlandırmak için birbirine benzetmeye çalışırız.


Fakat genelde insan iletişiminde olduğundan farklı olarak, Co-Active Koçlukta, koç ustalıkla danışanın içinde ne yaşandığı üzerine olan “Birinci Düzey” fikirlerini ve tepkilerini betimler ve bu düşünceleri hayata olan kendi bakış açılarına bağlı kalmaksızın yalnızca faydalı bilgi ve potansiyel içgörü olarak kullanır.


İkinci Düzey ve Üçüncü Düzey dinleme maksimum ilişkilendirme ve anlama için beynin iki yarıküresini kasten birbirine bağlama yoludur. İdeal olarak, Co-Active Koçluk ilişkisinde bunlar ittifak halinde çalışırlar. İkinci düzey odaklanma, hassas (daha çok sol yarıküre) dinleme sağlarken Üçüncü Düzey bilgiyi bütüncül, kapsayıcı, içgüdüsel (daha çok sağ yarıküre) bir şekilde almak için farkındalığı genişletir. Ustalaşmış Co-Active Koçlar yalnızca belirli kelimeleri ve fikirleri dinlemekle kalmayıp danışanın kendisinin bazen tamamen farkına varamadığı duygusal içerik ve kelimelerin altındaki arzuların içeri alınmasını sağlayarak bu düzeyler arasında rahatça dans ederler.


İkinci içerik Sezgidir. Bir konu hakkında hissettiğimiz o küçük önseziler ya da içgüdüsel duygular Co-Active Koçların belirlemeyi ve güvenmeyi öğrenmeye tabi tutuldukları şeylerdir. Biz insanlar olarak ayna nöron sistemimiz üzerinden birbirimizi bilinç öncesi olarak (bu sezgisel olarak demek) tanıyacak şekilde tasarlandık. İtalya’daki bilim adamları beynin bu kısmını sadece 15 yıl kadar önce keşfettiler ve hala içgüdüsel bağlantının ne kadarını buna bağlayabileceğimiz konusunda bazı ihtilaflar bulunuyor. Yukarıda bahsedildiği gibi, buldukları, bir şey yaptığımızda da birisinin kasıtlı olarak bir şey yapmasını izlediğimizde de beynimizdeki aynı nöronların harekete geçtiğidir (bu rastgele ve kaotik hareketlerle meydana gelmez). Varsayım bizim diğerlerinin bir sonraki adımının ne olduğunu ön görmemize yardımcı olmak için yaşam becerisi olarak böyle evrimleştiğimiz şeklindedir. Bu bizim neden birbirimizin duygularını hissettiğimizi, birisi acı çekerken ya da ıstırap içindeyken neden gözyaşlarına boğulduğumuzu ve hatta bir şekilde birisinin görünenin dışında neler yaşadığını “bilmemizi” açıklar.


Co-Active Koçlar içgüdüsel bilgiyi tanımayı ve ona bir şans vermeyi öğrenirler. Koçların, bunların ne olduğu konusundaki kendi yorumları danışanı için doğru olsa da olmasa da, içgüdünün koçluk iletişimi için akıl almaz derecede değerli olduğunu keşfederler. Onlar hissettiklerini, danışana, danışanın hayatında ya da durumunda, eğer bir anlamı varsa, onun ne anlama gelebileceğini sormadan, bağlantısız sunmaya teşvik edilirler.


Bir sonraki içerik Meraktır. Co-Active Koçlar, temel olarak durumdan habersiz olma, açık kalma, peşin hükümsüzlük mesafesini korur. Merakın içeriği, danışanıyla bir çeşit gözlem ve öğrenme süngeri olmak gibi, her şeyden büyülenmeyi çağırır.


Koçtaki eleştirel olmayan, kaliteli merak danışanın öğrenme ve katılma becerisi için kritiktir. fMRI çekimlerine dayanan araştırmalar, koç açık, şefkatli ve danışanına pozitif bir geleceğe odaklanmasında destek olduğunda, öğrenme ve davranışsal değişim ile bağlantılı beyin bölgelerinde artan faaliyet gösterir. Bu faaliyet koç danışanının başarısızlıklarına odaklandığında, onun için çoktan bir cevabı olduğunda ve eleştirel yaklaştığında gerçekleşmez (Boyaztzis ve Jack, 2010).


Bir koç gerçekten meraklı olduğunda, danışanın koçluğun işini yapması istenir. Co- Active Koçlar danışanı düşündürmek için tasarlanmış̧ meraklı, güçlü, ucu açık sorular sormayı öğrenirler. Bu, öğrenmeye demir atmaya yardımcı olan, yeni nöral yollar geliştiren ve kalıcı gelişim üreten yansımayı uyarır (Zull, 2002).


Koç’un merakı aynı zamanda danışanının kendi hayatı ile ilgili merakını harekete geçirir (muhtemelen yukarıda bahsedilmiş̧ olan ayna nöron sistemi aracılığı ile). Kendini akışa kaptırarak ve eleştirel olmayarak, koç, danışanına hayatına bakışında, daha açık ve bağımlı olmayan bir yerden gelen daha da zor konular ile yüzleşmelerini sağlamak için yeni olasılıklar gösterir.


Dördüncü içerik İleri ve Derinleşme. Co-Active Koçlukta, danışanlar sadece sonsuz olarak işleme tabi tutulmuyorlar, ya da hayat bir seri üretim hattıymış̧ gibi basitçe bir şeyden bir sonrakine geçmiyorlar. Koçlara, odaklarını, danışanının hareketini ileriye götürmek ile (hayatlarını ileriye doğru götürecek şeyler yapmak) öğrenimini derinleştirmek (yapmayı denediklerini ve başardıklarını yansıtmak ve bundan bir anlam çıkarmak) arasında olan bir dansın üzerinde tutmak öğretilmiştir. James Zull’a göre (2002), bu, yandaki gibi, danışanın öğreniminde yukarı doğru pozitif bir döngü sağlar: Hareket ettiğimizde, motor korteksimiz harekete geçme planını uygular. Deneyimimizi anımsadığımızda, veriyi duyu korteksi beş̧ duyudan alır ve yansıttığımızda, arka bütünleyici korteksimiz verinin anlamını kavrar. Frontal korteks (stratejik düşünme ve planlamadan sorumlu) sonra, ileriye gitmek için bir plan geliştirmek ya da planı gözden geçirmek için arka bütünleyici korteksten (hafızada kapama ve algısal verileri yeniden bir araya getirmekte rol oynar) bilgiyi alır.


Bu adımlardan herhangi birini atlamak potansiyel gelişim ve büyümemizde bizi aldatsa da bugünün yoğun toplumunda yansımayı atlamak çok sık görülür. Eğer koçluk danışana basitçe hareket etme, yansıtma, revize etme, hareket ve yansıtma alanından fazlasını sağlamıyor olsaydı bile hala etkili olur ve kayda değer beyin gelişimi sağlardı.


Sonuncu içerik Özyönetimdir. Birinci Düzey dinleme hakkında yukarıda gördüklerimiz üzere, insanların diğer kişilerin deneyimleriyle kendi filtrelerinden geçirerek bağlantı kurmaları doğaldır. Aslına bakarsak, biri bize şirketindeki performans değerlendirme sürecinde “maksibağlam” sağlamak üzere, yeni, heyecan verici bir projede çalıştıklarını söylerse büyük ihtimalle onlara boş bir bakış̧ atarız (ya da hep birlikte duymazdan geliriz). Ama durup, “Ay, pardon, bizim şirkette gruplar arasındaki bağı maksimuma taşımak için aramızda kullandığımız bir kelime bu,” derse, biz de bağlanabilir ve ilgi kurabiliriz. Bunun nedeni, altbilinçsel olarak, herhangi bir çaba ya da kasıt olmadan, “maksibağlam” terimi ile kendi deneyimimize dalmamız ve bu nedenle bunun nasıl bir deneyim olduğunu hissetmemizdir.


Burası, tabi ki, özyönetimin devreye girdiği yerdir. Co-Active Koçlar kendi önyargılarını ve tepkilerini bir yana bırakma, İkinci ve Üçüncü Derecelerde dinleme, merak içinde olmaya devam etme ve danışanının öğrenimi ve gelişimi için sezgilerini kullanabilme kapasitesini geliştirmek için eğitilmişlerdir.


Biz birbirimizi kendi deneyimlerimiz üzerinden anlamaya öylesine programlıyızdır ki, bu içerik kesinlikle kritik öneme sahiptir. Co-Active Koçlar kendi Birinci Derece dinlemelerini ayırt etmeyi öğrenirler, bunu bilgi için kullanırlar, ama en nihayetinde danışanı tekrar odak noktası haline getirirler. Bu içerik olmadan, koç danışanı için en iyi cevabın kendisinde olduğu fikrine kapılacağı için, koçluk sınırlayıcı ve direktif olabilir. Bu içerik ile beraber, danışan gücü ve içinde tuttuğu cevapları keşfedeceği için koçluk güçlü, dinamik ve heyecan verici olur.


Sonuç

Nöralbilim alanındaki güncel araştırmalar, Co-Active Model’in filozofisi ve araçları ile etkili beyin gelişimi ile ilgili bilenenler arasında güçlü bir uyum olduğuna dair dayanak sağlayan kanıtlar sunar.


Co-Active temel taşları, insanların bütünlük, yaratıcılık, anda mevcudiyet ve dönüşüme odaklanmaları üzerinden insanın etkisi filozofisine güçlü bir destek sağlar. Bu temele sıkı sıkıya bağlanarak Co-Active Koç açıklık, yaratıcılık ve nöroplastisite için en iyi çevreyi yaratacak olan, rehberlikten kalıcılığa, dönüşen değişim yaratan yollar ile danışanının beyni ile meşgul olmak için konumlanır.


Co-Active ilkeler, koça, danışanın tepki vermenin dışına çıkmasına ve ilerlemek için yeni imkanlar yaratmasına yardımcı olmak için değişik yöntemler sunar. Her ilkenin araçları nöralbilimsel olarak kanıtlanmış stres azaltma teknikleri, sağ-sol yarıküre birleşimi ve tekrar nöroplastisite ile bağlantılıdır.


Co-Active içerikler, koça, onun danışanının beyni ile hangi içeriği kullanıyorsa kullansın, hayli etkili yöntemler ile çalışarak hep var olacak olan vasıflar edinmesini sağlarlar. Birleşimi, bedensel farkındalığı, sağ ve sol yarıküre arasındaki esnekliği yüceltir ve danışan yaratıcılığını en yüksek haline getirirler.


Co-Active Model’in tamamı, bütün bunları bir araya toplayarak süregelen güzel bir öğrenim, büyüme ve gelişim dansının içinde karıştırır. Bu modelin içinde çalışarak, Co-Active Koçlar dönüşümsel süreçte hayli etkili ortaklar haline gelmişlerdir. Ve Co-Active Koçluk “konuşmayı yürütmek” gibi temel bir değere de sahip olduğu için koçun kendi beyni bu sürecin ve araçların yardımı ile genişleyip gelişerek öğrenir ve Co-Active yöntemin somutlaşmasını sağlar.



1 Co-Active Model koçluğun yanı sıra iş hayatı, ebeveynlik, ilişkiler ve hayatın genelinde etkilidir. Bu yazı bu modelin özellikle koçluk ile ilgisi ve koç-danışan ilişkisi üzerinde durur, fakat hayatın başka alanlarında da daha genel uygulamalar yapılabilir.

2 “Beyindeki birleşim...birbirinden ayrı nöral alanların bu alanların özel fonksiyonları ile bağlanımını içerir. (Bu dikkati odaklama ile yapılır, ki bu) enerji ve bilgi akışını bazı nöral devreler üzerinden yöneltir.” (Siegel 2010)

3 fMRI teknolojisi kullanılarak yapılan önce ve sonra çalışmaları koçluk ile beraber yürütülmediği için oluşanın bu olduğunu kesinlikle söylemek mümkün değildir. Koçluğun direk olarak beyin üzerindeki etkisi hakkında yapılan araştırmalar sınırlıdır. Nöralbilim alanı geliştikçe koçluğun etkisi üzerine daha açık araştırmalar görmeyi umuyoruz, ama şimdi yapabileceğimiz en iyi şey bunlar gibi uygulanabilir görünen bazı mantıksal bağlar yaratmaktır.

4 Beynin dünya ile baş etmemizi sağlayan iki değişik yönden “sorumlu” olan iki belirgin yarıküreye sahip olduğu uzun zamandır bilinmekte. Her bir yarıkürenin ne yapıp yapmadığı hakkında bilgi hala evrimleşiyorsa da şu anda ki düşünce sol yarıkürenin önemli olan bir ögeyi dünyamızın kaotik arka planından ayırt etme yeteneği olan tek nokta odağını sağladığıdır. Bu yarıküre konuşma dili gibi, analiz ve semboller ile ilgili olmakla beraber bizi duygularımızda kendimizi kaybetmemiz konusunda frenler. Bunun zıttı olan sağ yarıküre ise vücuttaki diğer nöral bağ yollarından (kalp ve içsel) sinyaller alarak karşılıklı bağlılık ve bütünlük hissi sağlar. Ve bu nedenle bizim içgüdüsel yanımız olduğu söylenebilir. Bu konu ile ilgili güçlü bir kitap için lain McGilchrist tarafından yazılan The Mater and His Emissary (Usta ve Ustanın Casusu) kitabını inceleyiniz.


Yazar Hakkında

California’nın San Rafael kentinde bulunan Coaches Training Institute (CTI)’un

fakülte üyesi olan Ann Betz, burada aynı zamanda başkanın danışma kurulunda ve CTI’ın nöralbilim danışmanı olarak görev almaktadır. İnsan dönüşümü ve nöralbilim alanında uzun süreli bir öğrenci ve öğretmen olarak, blogunda (www.yourcoachingbrain.wordpress.com) koçluk ve beyin üzerine kapsamlı yazıları bulunmakla beraber, CTI’ın kurucu ortağı olan Karen Kimsey-House ile şu anda Co-Activite ve nöralbilim alanında yeni bir kitap üzerine birlikte çalışmaktadır.


Ann aynı zamanda insan dönüşüm sanatı ve bilimi üzerine yoğunlaşan BEabove Leadership’in (www.beaboveleadership.com) kurucu ortağıdır.

Kendisine annbetz@coactive.com adresinden ulaşılabilir.


Coaches Training Institute (CTI) Hakkında

CTI en eski ve geniş, yüz yüze koçluk eğitimi veren okul ve dünyadaki en yenilikçi liderlik eğitimi veren kuruluşlardan biridir. 35,000 öğrenci yetiştirmiş ve 24 ülkede eğitim vermekte olan CTI, 1992 yılında Karen ve Henry Kimsey- House ve Laura Whitworth tarafından kurulmuştur. Onlar, insanların derinlemesine tatmin olması, başkaları ile bağ kurabilmesi ve kendileri için en önemli alanda başarılı olmaları için bir filozofiyi, bir metodolojiyi, bir yetenekler bütününü ve özfarkındalığı, ilişki zekasını ve cesur eylemi dengeleyen bir iletişim formunu kapsayan Co-Active Model’i geliştirdiler. CTI’ın bütün eğitimlerinin temelini oluşturan Co-Active Model, bütün dünyada iş, eğitim, tıp, siyaset, toplum ve aile yaşamında uygulanmaktadır.


Koçluk, liderlik ve Co-Active ilkelerinin uygulanışı ile ilgili daha fazla bilgi için Transforum Blog’u ziyaret ediniz. CTI Eğitimleri ile ilgili daha detaylı bilgi için 800- 691-6008 ya da 415-451-6000 numaralarından, info@coactive.com adresinden, ya da www.coactive.com web sitemizden bize ulaşabilirsiniz. Bu yazı ile ilgili tahkikatları marketing@coactive.com adresine yöneltebilirsiniz.


Referanslar

Arnsten, Amy (2008). “The mental sketchpad: why thinking has limits,” NeuroLeadership Summit Lecture.

Creswell, J.D.; Welch, W.T.; Taylor, S.E.; Sherman, D.K.; Gruenewald, T.L.; and Mann, T. (2005). “Affirmation of personal values buffers neuroendocrine and psychological stress responses,” Department of Psychology, University of California. Los Angeles.

Doidge, Norman (2007). The Brain that Changes Itself. New York: Penguin.

Boyatzis, Richard and Jack, Anthony. [2010]. “Coaching with compassion can ‘light up’ human thoughts.” Case Western Reserve University.

Fleming, Stephen; Thomas, Charlotte; and Dolan, Raymond (2010). “Overcoming Status Quo Bias in the Brain,” Proceedings of the National Academy of Sciences.

Kimsey-House, Henry; Kimsey-House, Karen; and Sandahl, Phillip (2011). Co-Active Coaching: Changing Business, Transforming Lives. Third edition. Boston: Nicholas Brealey.

Kirsch, Irving (1999). How Expectations Shape Experience. American Psychological Association.

McCraty, Rollin (2010). Our Heart Has a Mind of Its Own. California: Institute of HearthMath.

Ochsner, Kevin (2008). “Staying cool under pressure: insights from social cognitive neuroscience and their implications for self and society.” NeuroLeadership Journal, issue one.

Recker, Gary; Peacock, Edward; Wong, Paul (1985). Meaning and Purpose in Life and Well- Being. Oxford: Journal of Gerontology, Volume 42, Issue 1.

Rock, David and Page, Linda (2009). Coaching With the Brain in Mind. New Jersey: Wiley and Sons.

Rodin. J., Langer, J. E., (1997). Long-term effects of a control-relevant intervention with the institutionalized aged. Journal of Personality and Social Psychology, Vol 35, No 12, 897-902.

Siegel, Daniel (1999). The Developing Mind: Toward a neurobiology of interpersonal experience. New York: Guilford Press.

Siegel, Daniel (2010). Mindsight, The new science of personal transformation. New York: Bantam.

Zull, James (2002). The Art of Changing the Brain. Virginia: Stylus Publishing.


Copyright © 2019 Co-Active Training Institute’nun yazılı izni ve lisansı olmadan paylaşılamaz ve kullanılamaz.